Bodrum’da 25 Gün

0
573

Hamileliğimin 21. haftasına girerken, küçük pitipitimle birlikte dinlenmek üzere anneannemizin yanına Bodrum’a gidiyoruz.

Bodrum’a varış;

Bugün apar topar toparlanarak havaalanına yetiştim. Malum son günümü bavul yapmak yerine bebek alışverişiyle geçirdim.

Minik pitipitim ile annemin yazlığına geldik. İstanbul’un bozuk havası Bodrum’u da etkilemiş. Biraz serin ve kapalı olsa da bizi mis gibi kokan, tertemiz bir hava karşıladı. Bu arada anneanne evde yok. Biz gelirken o da vize işleri için İstanbul’a gitti. Ama giderken yemeklerimizi de pişirip gitmiş. Bir de bana şahane hamile elbiseleri alıp dolaba koymuş. Canım annem. Annelik, yanında olmasa da yanındaymış gibi herşeyini düşünmek sanırım. ”Anne olunca anlarsın” diye not düşüyorum kendime.. 🙂 İki gün oğluşumla baş başayız. Bugün güzelce dinlenip, yarın deniz kenarına ineceğiz. 25 gün Bodrum’dayız.

2. Gün

21+0. haftadayız. Her geçen gün artan pitipitilerim var. O minicik pitipitiyi her duyduğumda, daha doğrusu hissettiğimde içimde kelebekler uçuşuyor. Bu nasıl bir mutluluktur…

Kahvaltılar miniğimin hoşuna gidiyor sanırım. En severek yediğim öğün kahvaltı. Bu sabah balkonda kahvaltımızı yaptıktan bir saat sonra Gündoğan sahilde keyifli bir yürüyüşe çıktım. Arada 15-20 dakikalık bir öğle yemeği molası verdim. Yemek sonrası yine kısa bir yürüyüş ve ardından dönüşte köy içine uğrayarak alışveriş yaptım. En sevdiğim yerden, Cıngıllıoğlu’ndan yoğurt, köy yumurtası, tereyağ, kaymak gibi eksikleri aldım. Şansıma ev yapımı Bodrum mandalin reçeli de varmış. Çok severim. Aldım tabii ki. 🙂 Anneannemiz de geldi. Çok şükür kavuştuk.

3. Gün

Biz uyandık, hem de erkenden.. Piti pitim artık sabahları uyandırıyor, kalk bana kahvaltı hazırla diyor. 🙂

Bu sabah Hanifiş ile (anneannemizle) güzel bir kahvaltı yaptık. Sonra keyif kahvelerimizi koyduk ve başladık sohbete.. Sohbet arasında bilgisayar önümde bir yandan da araştırmalarıma devam ediyorum. Elimi ne zaman bilgisayara ya da telefona atsam kendimi hep bebek ürünlerine bakarken buluyorum.

Annemle bugünün planını yaptık, yapılması gereken işlerimizi listeledik. Öğleden sonra istikametimiz önce Turgutreis pazarı oldu. Pazar alışverişi üzerine Turgutreis’in en iyi kasabından et alışverişimizi de yaparak eve döndük. Bugünlük yürüyüş hakkımı fazlasıyla doldurdum. Eve gelip, kendimi koltuğa zor attım. Bugün minnoş pek hareketli değildi ya da ben hiç hissetmedim derken koltuğa uzanmamla hafif hafif hareketlilik başladı. 🙂

4. Gün;

Her zaman olduğu gibi bugün de yürüyüşe çıktım, sahil boyunca yürüdüm. Dönüşte annemle buluşarak tatlı krizimi bastırmak üzere Gündoğan’daki Değirmen pastanesinin yolunu tuttuk. Bu arada bu haftalarda yediklerimizin tadını minnoşlarımız da almaya başlıyormuş. Nasıl mı? Piti piti içinde bulunduğu amniyotik sıvıdan her gün biraz biraz yutarak, beslenme, su alma, sindirme pratiği yapıyormuş.

Pastaneden içeri girdiğimde gözüm döndü. Ondan da ver bundan da derken, bir tabak oracıkta yemek üzere, bir kutu tatlı kurabiye de eve götürmek üzere hazırlattım. Hemen oracıkta yemek üzere bir de sütlaç aldım. 🙂 Tabii ki sütlaç sonrası kurabiyelere yer kalmadı. Oldum olası sütlü tatlıları severim. Ama hamilelik öncesinde kırk yılda bir tatlı, çikolata yiyen bir insan olarak hamilelikte arada bir girdiğim tatlı krizleri beni şaşırtıyor. Farkındaysanız arada bir diyorum. O kadar çok meyve yiyen biriyimki şeker ihtiyacımı buradan zaten karşılıyorum. Ama dondurmaya hiçbir zaman hayır demem o ayrı… Pitipiti, tatlıya değil ama meyve ve dondurmaya tepki veriyor. Annesi gibi hem meyveye hem de dondurmaya düşkün olacak sanırım.

5. Gün;

Bugün biraz yürüyüş, biraz araştırma ve geliştirme biraz da yazı yazmak üzere kendimi bilgisayarımla birlikte sahile attım. Bu sahide pek çok otel var. Hepsi de birbirinden keyifli. Bugün Olira Butik Otel’de oturmayı tercih ettim. Diğer oteller de hala tadilat tamirat devam ediyor. Portakal suyu istedim ama henüz hazırlıkları tamamlanmadığı için veremediler. Konu konuyu açtı ve çalışanlarla biraz sohbet ettik. Ülkedeki olumsuzluklar sebebiyle, bu sene Bodrum’da sezonun açılamadığını, daha yeni yeni sezona hazırlandıklarından bahsettiler. Aslında normalde bu tarihlerde Bodrum’da sezon çoktan açılmış olurdu.

Sohbet sonrası açtım bilgisayarımı başladım yazılarımı yazmaya. Gündüzleri sessiz olan minnoşum, bugün sahilde ara ara piti pitileriyle kendini hissettirdi. Ah o piti pitiler, beni benden alan, beni yeni bir ben yapan minnoş piti pitiler…. Çok seviyorum çok! Bu arada minnoş artık bir havuç büyüklüğüne ulaşmış. Yerim ben o minik havucu. 🙂

Gündoğan kalp ben. Burada çok huzurluyum.  Mis kokan, tertemiz hava, deniz, taze ve organik yiyecekler… Annem! Daha ne isteyebilirim. Burada insan yeniden doğmaz mı?

Geçen sene güneşlendiğim iskelelerde bu sene gölgede oturmaya başlayarak deniz sezonunu da açmış oldum. Her ne kadar bu günlerde hava biraz rüzgarlı olsa da, bugün değil ama yarın öğle saatlerinde denize girmeyi düşünüyorum.

6. Gün;

Bugün annemi de kandırarak deniz sezonunu açmaya karar verdim. Bir hevesle ve kocaman göbeğimle bikinimi giydim. Evet mayo değil, bikini… 🙂

En sevdiğimiz iskelelerden biri olan, dün de gittiğim Olira Butik Otel’e gittik. Şezlonglarımıza yerleştik ancak 10 dakika sonra rüzgardan denize girmenin mümkün olmayacağına kanaat getirdik. Yan tarafımızda annem yaşlarda iki tane tatlı hanım güneşleniyordu. Cesaretlerini toplayarak çığlık kıyamet denize girmeyi başardılar. Ben de ‘çok mu soğuk’ diye sordum. Aldığım cevap karşısında da denize girmenin imkansız olduğuna karar verdim.

7 ve 8. Günler;

Bodrum’da yağmurlu, toprak kokan günlerden merhaba..
Sabah balkonda yağmura karşı, bol oksijenli kahvaltı etmek, yiyemediğim 3,5 ayın üzerine burada her şeyin organik olanını doyasıya yemek… Yağmurun bile keyfini burada bir başka yaşamak..

Kahvaltı dışındaki diğer öğünleri hala kendimi zorlayarak yiyorum. Acıkmıyorum desem yeridir. Ama oğlumu besleyebilmek için tabii ki saatinde ve her şeyden
yemeye çalışıyorum.

Dün gece babamlar da 2-3 gün için Bodrum’a geldi. Çok şansızlar. Hava kapalı, serin ve yağmurlu.. Benim için ise mis gibi kokan açık havada dolaşmak ve yazı yazmak tam bir keyif.

Bütün gün balkon, teras, salon arasında mekik dokudum. Kuş ve baykuş sesleri eşliğinde araştırma ve yazılara devam ediyorum.

9. Gün;

Bugün babiş ve Şeydoşla buluşma günü… Gümüşlük’te oldukça meşhur restaurantlardan biri olan Melengeç’te yemek yemeye gittik. Amcamın eşi ve küçük kuzenimiz Gün de bize katılacağı için onları beklerken birer kahve içtik. Geldiklerinde kocaman karnımı görmeleriyle gözleri açıldı. 5 aylığım ama 8 aylık gibi görünüyorum.:)

Herkes güzelim mezelerden yerken, ben sadece balık ve dometes salatası ile takıldım. Diren Özge! Hava yine kapalı ve hafif serindi. Yemek bitmek üzereyken de yağmur başladı. Arabaya yürürken şiddetlenen yağmurdan nasibimizi aldık. Burada ıslanmak bile güzel. Ay ne pozitifim, her koşulda mutluyum Bodrum’da! 🙂 İstanbul’da ıslansam kesin söylenirdim. 🙂

Miniğimize hala isim koyamadığımız için babam sürekli dalga geçiyor. Piti pitime Abdürrezak deyip duruyor. 🙂 İlk zamanlar biraz bozuluyordum ama artık ben de gülüyorum.

10. Gün;

Bugün evde dinlenme günü olsun dedim ve dışarıya çıkmama kararı aldım. Zaten hava yine bozuk. Bütün gün bir o yana bir bu yana sallanıp, yuvarlandım. Televizyon, bilgisayar, annemle sohbet, oğluşla sohbet derken akşam oldu. Biz artık her sabah piti pitim ile sohbet ediyor, şarkılar dinliyoruz.

11. Gün;

Bodrum’dan İstanbul’a bir gecelik yolculuk..

22. hafta doktor kontrolümüz için İstanbul’a geldim. Eşyalarımı kardeşimin Cihangir’deki evine bırakıp biraz dinlendikten sonra Nişantaşı’na gitmek üzere yola koyuldum. Doktor randevusunu ve Eray’ı beklerken Tribeca’da oturup bir kaçamak yapayım dedim. Mmm… Çikolatalı bagel şöleni… 🙂 İyi ki de bu lezzetli kaçamağı yapmışım. Çünkü doktordan kilo konusunda fena fırça yedim.

Farkına varmadan ipin ucunu kaçırmam sonucu 11 kilo almışım. 🙂 Bu 11 kilonun 6,5 kilosunu ise 1,5 ayda aldığımı gören doktorumun rengi benzi attı. Tabii bunda anne yemeklerinin ve Bodrum’daki organik hayata dalmamın etkisi büyük. Fırçanın yanı sıra ben de biraz tırstım. 🙂 Hemen yarın sabah için diyetisyenden randevu aldık. Bodrum’a dönmeden önce diyetisyene gideceğim.

12. Gün;

Dün akşamüstü yediğimiz fırça sonrasında vakit kaybetmeden diyetisyenden randevu almıştık. Randevuya gitmeden önce Rumeli Hisarı’ndaki Lokma’da boğaza karşı güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı herkes için önemli, hamileler içinse olmazsa olmaz bir öğün. Diyet yapacak olsak da her öğünü ve gerekli her besini yememiz gerekiyor.

İlk randevumuzu gerçekleştirmek üzere soluğu saat 11.30 civarında Scuplture Poliklinik’te aldık. 1,5 ayda 6,5 kilo aldığımı söylediğimde diyetisyen Burcu’nun da suratı değişti. Burcu’nun verdiği listeyi bugün itibariyle uygulamaya başlıyorum. Havaalanına gitmeden önce öğle yemeği yemek için Etiler Hünkar’a gittik. Hafif ve zeytinyağlı yemekleri tercih ederek diyete ilk adımımı attım. Haydi hayırlısı. 🙂

Yemek sonrasında Atatürk havaalanına gitmek üzere yola koyulduk. Yarım saat rötarlı olarak saat 18.00 gibi Bodrum havaalanına vardım. Yorgun ve bitkin bir halde koltuğa uzanan hamiloş yani ben 🙂  karnımın üzerine koyduğum elimin istem dışı hareket ettiğini gördüm. Benim küçük piti pitimin hareketleri artık dışarıdan da görülmeye başladı.

13 ve 14. Günler;

Onüçüncü gün, hiçbir şey yapmadan evde dinlendim. 22 haftalık hamile bir kadın için bir günlük seyahatin oldukça yorucu olduğunu anladım. Dün gece geç saatlerde Eray da Bodrum’a geldi. Öğleden sonra birlikte sahile indik biraz yürüyüş yaptık. Hava bir açıyor bir kapıyor. Eve dönmeden önce denize karşı birer kahve içelim dedik ve Olira Otelin bahçesinde oturduk.

 

Minik havucum bu hafta büyük bir muz oldu. Pitipitimiz bugün çok sakin, o yüzden henüz babasıyla tanışamadı. Baba ise dört gözle oğlumuzun hareket etmesini bekliyor, gözümün içine bakıyor. 🙂 19 Mayıs tatili sayesinde 3 günlüğüne yanımıza kaçan kocam havadan nasibini alarak bugün denizden faydalanamadı. Akşam hemen Kos programımızı ve rezervasyonlarımızı yaptık. Yarın Kos yolcusuyuz. 🙂

15. Gün;

Annem, Eray ve ben erkenden kalkarak hızlıca hazırlandık. Kendimi çocukluk günlerime geri dönmüş gibi hissettim. Annem tost hazırlayarak kapıdan çıkarken elime tutuşturdu. 08.30’da transfer bizi alarak marinaya götürdü. 09.30’da Kos gemisine bindik. Kos, Bodrum marinadan kalkan feribot ile yaklaşık 55 dakika sürüyor. Kos’a iner inmez dolaşmaya başladık. Hamile hızıyla azıcık dolaşana kadar öğlen oldu. 🙂 Deniz kenarında Barbouni adında güzel bir restaurant bulduk ve oturduk. Tahmin edersiniz ki şahane deniz ürünleri gözüm önünde dururken ben yiyemedim. Sadece balık, su ve zararsız bir kaç meze ile yetinmek zorunda kaldım. Annem ve Eray şarap ve deniz ürünleriyle denize karşı tam bir yemek keyfi yaptı desem yeridir. Kos kaçmıyor ya… Minnoşumla da geliriz inşallah.

Yan masamızda annem yaşlarda Türk bir çift vardı. Selamlaştık, arada bir sohbet ettik. Onlar bize, biz onlara masalarımızdaki mezelerden ikram ettik. Her sene yaz ayının tümünü Bodrum ve Yunan adalarında geçirdiklerini anlattılar. Neredeyse Yunan adaları rehberlerinden farkları yok. Her adaya, her konuda oldukça hakimler. Bize Kos’ta bir market önerdiler. Bu marketteki peynirlerin şahane olduğundan bahsettiler. Biz de yemekten kalkar kalmaz biraz daha dolaştık, bahsi geçen markete giderek peynir ve Yunan yoğurtlarımızı aldık.Bu arada çok enerjik başladığım ada gezisine 15 dakikada bir mızmızlanarak devam ediyorum. Sanki koşabilecekmişim, saatlerce dolaşabilecekmişim gibi hissederken, 15 dakika sonra saatlerdir yürüyormuş gibi yorulmam inanılacak gibi değil.

Yok canım neden şaşırıyorum ki tabii ki çok normal, tek vücutta iki canlıyız. 🙂  Okuduğum kitaplardan birinde, ” Vücudunuz hamilelikte triatlon sporcusu gibidir” yazıyordu. Neden çabuk yorulduğumuz daha güzel açıklanamazdı.

Yine yorgun düşmüş bir halde yürürken, oturmam lazım dedim.
Marinaya doğru giderken yol üstünde ismini hatırlamadığım, ağaç altı bir kafeye oturduk. Tabii ben yine alkolsüz içeceğimi, yanımdaki gençler de yunan biralarını yudumladılar.

16.30 feribotuyla Bodrum’a döndük, akşam yemeğine evdeydik.  Benim minik, tatlı piti pitim sonunda bu akşam babasıyla ilk teması kurdu. Artık dışarıdan da şiddetli bir şekilde hissedilen piti piti, babasıyla resmi olarak tanıştı. 🙂

16. Gün;

Deniz hayallerimiz yine suya düştü. Maalesef hava yine kapalı ve rüzgarlı. Bu sene Mayıs ayında Bodrum pek de keyifli değil. Hava bir yandan inşaat makinalarını sesleri bir yandan.. Ne yapsak, nerelere gitsek derken, akşamüzeri Yalıkavak Marinaya gidip, dolaşıp bir kahve içip eve geri döndük. Oğlumuz artık çok hareketli. Ben çok fazla hissetsem de Eray’ı her yanıma çağırışım ve elini karnıma koyuşumda miniğimiz biraz naz yapıyor ve kıpırtılarını durduruyor. Sanırım babasına naz yapıyor. 🙂 Gecemiz, gök gürültüleri ve şiddetli yağmurla devam etti.

17. Gün

Tahmin edersiniz ki hava yine kapalı ve yağmurlu. Bu sabah uzun zamandır görmediğim bir okul arkadaşımla buluşmak üzere Gölköy’e gittik. Ali ve kız arkadaşı, bizi şahane bir kahvaltı sofrası ile karşıladı. Tabii ben diyette olduğum için kahvaltı sofrasının şahaneliği beni pek alakadar edemedi. 🙂 Birlikte keyifli bir sohbet eşliğinde kahvaltı yaptık. İki saatin sonunda vedalaştık. Umarım bir sonraki buluşmamız yine yıllar sonra olmaz. Eski dostları görmek çok güzel, keşke daha sık görüşebilsek.

18. Gün;

Bugün biraz hamile yogası ve yürüyüş, biraz da bilgisayar başında geçti. Akşamı da annemle film gecesi ilan ettik. Hamileliğimin 23. haftasındayım, karnım iyice büyüdü. Minnoş, çoğunlukla gündüzleri sakin, akşamları daha hareketli oluyor. Piti pitim ile her sabah yaptığımız sohbetlere ve müzik seansına devam ediyoruz.

Hamileliğin 4. ayından itibaren, bebeklerin bulundukları ortamlardaki sesleri duymaya başlandığı söyleniyor. Hamilelikte klasik müzik dinlemenin, bebeğin gevşemesini, yatışmasını sağladığı ve dış dünya ile tanışmamış miniklerin üzerinde olumlu etkisi olduğu da belirtiliyor. Durum böyle olunca bebeğimin klasik müzik saatleri benim için de keyif saatleri oldu.

Bu arada diyetten ne haber diye soracak olursanız, diyetin dördüncü günündeyim ve gayet iyi gidiyor. Hiç aç kalmıyorum, hiç acıkmıyorum. Diyetim gayet doyurucu ve bebeğimi besleyici. Çok miğdem kazınırsa, kendime yeşil ve kırmızı tatlı biberlerden kocaman bir tabak yapıyorum. Allahtan sebze ve meyve seven bir hamileyim.

19. Gün;

Bugün hava güneşli ama biraz rüzgarlı. Olan Eray’a oldu. Çocuk burada 4 gün kaldı, deniz yüzü göremedi. Neyse, nasılsa bayramda Çanakkale ve Bodrum’da güzel ve uzun bir tatil yapacağız. (İnşallah bir manimiz olmazsa…)

Bugün biraz yürüyüş, biraz yoga, biraz da terasta yazı çizi derken günü bitirdik. Bu arada oğluşla şahane bir klasik müzik saatini de ihmal etmedim. Genellikle sabah uyandığımızda Mozart ile güne başlıyoruz. Ama her zaman iyi uyanmadığım için müzik dinletimizi gün içinde bir saatte de gerçekleştirebiliyoruz.

Bu akşam değişiklik olsun dedik ve annemle Bodrum’un içine indik. Bodrum balıkçılar çarşısında Marmara balıkçısına giderek anne kız (ve tabii ki piti piti) keyif yaptık. Ben yine balık, su ve ufak tefek mezelerle durumu idare ettim. Ah o mezeler ah! Acısını fena çıkaracağım. Bu gece kendimi aştım. Eve döndüğümüzde saat gece 12’yi geçiyordu.

20. Gün;

Bodrum bugün güneşli ve az rüzgarlı. Sonunda deniz keyfi yapabiliyoruz. Güneş derken tabii ki güneşlenmiyorum. Benimki daha çok gölgelenmek. 🙂 Yirmi gündür buradayım ve bu kadar gündür ayağımı bile denize sokamadığım için soğuk da olsa inatla, zorla denize giriyorum.

Oturduğumuz şezlongların hemen yanında çok cici hanımlar ile tanıştık. Tur rehberi genç bir hanım, 3 yaşındaki kızı ve anane… Üç jenerasyon bir arada. Biz de 3 kişiyiz.  🙂

Hamilelik ve çocuk ile başlayan sohbetlerimize iş ve Türkiye konuları da eklenince tüm gün derin sohbetlerle geçer oldu. Tabii en çok bebek, çocuk ve onlar için neyin iyi olup, olmadığı konuları konuşuldu.

21, 22 ve 23. Günler;

Maalesef görüp, görebileceğimiz deniz ve güneş iki günmüş… Hava yine bozdu. 🙁 Buralar yine bulutlu ve rüzgarlı… Maalesef yine üç gün boyunca eve tıkıldık. Öğleden sonraları yoga, akşamüstleri ise abartmadan küçük yürüyüşler yaptım.

Bodrum’daki 23. günümde, doktorumuzun belirttiği şekilde demir hapına başladım. Ayrıca bugün diyetin birinci haftası bitiyor. Diyetisyenim Burcu’nun hazırladığı listeyi harfi harfine, saati saatine uyguluyorum. Her şey yolunda gidiyor. Şimdilik… Beni tek zorlayan, çılgınca hatta kendimi kaybederek meyve ve dondurma yiyememek.

Dondurmacının önünden geçerken önce dondurmaya kedinin ciğere baktığı gibi bakıp, sonra da anneme bakıyorum. Annem de kıyamam, halime üzülüp bir top alalım diyor. Ama ben asla! diyorum. 🙂 Çok kararlıyım çok!

24. Gün;

Gündoğan sahilde çok sevdiğimiz iskelerden biri diğeri de Casamia.. Bugün hava biraz açık. Fırsat bu fırsat dedik ve denize koştuk.

Hava güneşli ve sıcak ama deniz buz. Tabii ben yine inat ettim ve yavaş yavaş denize girdim. 🙂 Yine Gündoğan sahil’de favori bir öğle yemeği mekanımız var. La Locanda, temiz ve ev yapımı yemekler yapıyor. Sahibi ve çalışanlar Özbek. Minnoşum gündüzleri pek sakin. Çocuk buz gibi denize girince şok etkisi yaşıyor olabilir. Akşam koltuğa uzandığımda ise minik piti pitilere başlıyor. Piti pitileri hissetmediğimde çok huzursuz oluyorum. Ama en nihayetinde o da bir insan yavrusu, 7/24 tepinecek hali yok ya…

Eve döndükten sonra hızlıca eşyalarımı toplamaya başladım. (artık 6 aylık bir hamile ne kadar hızlı olabilirse…) İstanbul’a hiç ama hiç dönmek istemiyorum. Burada her şey harika. Anne yemekleri, organik sebze, meyve, bol bol temiz hava, spor, deniz ve huzur var.

 

25.Gün- Bodrum’dan İstanbul’a dönüş;

Sabah erkenden kalktım ve bavula son eklemeleri yaptım. Kahvaltı sonrasında annemle kahvemizi içtikten sonra havaalanına gittim. Annem’le 25 güzel gün.. Ne çok alıştım. Ne de güzel geldi. Anne… Çok başka bir şey. Ne baba, ne koca ne de başka biri… Hiç kimse bir annenin yerini tutamıyor, bir annenin çocuğuna baktığı gibi bakamıyor. Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin. Havaalanına gittiğimde yine ekstra bagaj ödedim. 🙁 Gelirken nasıl doldurduysam, dönerken de aynı şekilde döndüm.

Bugün uçakta enteresan bir olay yaşadım. Uçağa bindiğimde, koltuğuma doğru yürürken, hamile olduğumu fark eden bir bey yardım teklifinde bulundu, teşekkür ettim ve koltuğuma doğru yürümeye devam ettim. İstanbul’a vardığımızda, uçaktan inerken aynı beyefendi yine yardım teklifinde bulundu ve bu sefer ısrarcı olarak omzumdaki çantayı aldı. Körükte yürürken sohbet etmeye başladık. Eşi de7-5 aylık ikizlere hamile. Bu kibar beyefendi ve eşi, biri kız biri erkek bebek bekliyorlar. Ne büyük mucize… Hayatın tadını çıkartmış ve sonra artık zamanıdır diyerek bebek sahibi olmak istemişler. Recep bey 41 yaşında, eşi Eda Hanım 36 yaşında. Recep Bey eşine çok aşık ve yavrularının gelişi için çok heyecanlı.. Azıcık sohbetimizden bile bu sonuca varabiliyorum. Ne güzel. Allah onları sağlıkla yavrularına kavuştursun, birbirlerine hep böyle aşk dolu olsunlar inşallah. Recep Bey, o kadar içten bir beyefendi ki böyle birini kısa da olsa tanımak benim için mutluluk.. Umarım bir gün Eda Hanım ile de tanışma şansım olur. Neden olmasın? Aynı çizgide yürüyen insanlar bir gün mutlaka aynı noktada buluşuyorlar. Buna defalarca şahit oldum.

Recep Bey ile 15 dakikalık konuşmamızda benim hamileliğimden, eşinin hamileliğinden, bebek isimlerinden, hamilelik ve fit olmaktan, hamilelikte yaşanan uykusuzluk ve rahatsızlıklardan konuştuk. Recep Bey, yakın zamanda bir Amerika seyahati yaptığından ve dünyaya gelecek bebekleri ikiz olduğu için kullanabilecekleri konforlu pek çok şeyi Amerika’dan aldığından bahsetti. Tabii ki bu hikayenin araştırmacı gazetecisi Eda Hanım. Eda Hanım araştırıyor ve listeliyor, Recep Bey ise seyahati sırasında vakit ayırıp ihtiyaçları olan malzemeleri bulup alıyor. İki bebekleri olacağı için çoğunlukla hafif, kaliteli, işinin uzmanı ve portatif ürünleri araştırıp bulmuşlar. Hatta hamile yatış yastığını bile Recep Bey Amerika’dan taşımış. O kadar kibar, o kadar içtendi ki… Eşi benden 1-5 ay önde olduğu için sonrasında eşinin yatış yastığını bana vermeyi bile teklif etti..  Her cümlesinin arkasına,  eşimle siz aynı frekanstasınız mutlaka konuşmalısınız diye ekleme yapıyor. Eda ile yazışın, konuşun diyordu. Tabii ki konuşmak, tanışmak isteyeceğimi belirttim.  Bavulumu da aldıktan sonra beni taksiye kadar getirdi ve kartını uzattı. Hayatımın en enteresan yolculuklarından biriydi. İnsan böyle tatlı, iyi yürekli insanlarla karşılaşınca çok mutlu oluyor.

Evim evim güzel evim. Her ne kadar evimi özlemiş olsam da annemle Bodrum’da çok mutlu olduğumu tekrarlamadan duramayacağım. Temmuz ayını iple çekeceğim. Umarım bir mani olmaz da gidebiliriz.

Yorum Yapın

Lütfen bir yorum bırakın!
İsminizi buraya girin